Türkiye Çelik Sektörünün Geleceği Karbonsuzlaşma Hızına Bağlı

Türkiye ve dünya çelik sektörü, iklim hedeflerine ulaşma yolunda kritik bir eşikte bulunuyor. Global Energy Monitor (GEM) tarafından yayımlanan son rapor, sektörün karbonsuzlaşma hızının Paris Anlaşması hedeflerinin gerisinde kaldığını ortaya koyarken, Türkiye’de de çelik üretiminin sera gazı emisyonları üzerindeki etkisinin dikkat çekici boyutlara ulaştığını gösteriyor. Uzmanlara göre düşük karbonlu üretim teknolojilerine geçiş, enerji verimliliği yatırımları ve yenilenebilir enerji kullanımının artırılması, sektörün geleceği açısından belirleyici olacak.

Dünya genelinde çelik sektörü küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 11’inden sorumlu olurken, Türkiye’de bu oran yüzde 10 seviyesinde bulunuyor. Sektördeki emisyonların yüzde 88’i ise kömür bazlı üretim süreçlerinden kaynaklanıyor. Bu tablo, çelik sanayisinin enerji dönüşümünün merkezindeki sektörlerden biri olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor.

Küresel Çelik Üretiminde Karbonsuzlaşma Beklentilerin Gerisinde

Global Energy Monitor tarafından hazırlanan raporda, 91 ülkede faaliyet gösteren 1.293 demir-çelik tesisi incelendi. Rapor sonuçlarına göre düşük karbonlu çelik üretim kapasitesindeki artış sınırlı seviyede kalırken, fosil yakıtlara dayalı yatırımların devam ettiği görülüyor.

2025 yılı itibarıyla küresel ham çelik üretimi 2 milyar ton seviyesine ulaşırken, bunun yarısından fazlasını Çin gerçekleştiriyor. ABD ve Türkiye, hurda bazlı elektrik ark ocağı teknolojisiyle öne çıkarken, birçok büyük üretici ülkede kömür bazlı yüksek fırın teknolojileri hâkimiyetini sürdürüyor. Hindistan ise yeni kömür bazlı yatırımlarda ilk sırada yer alıyor.

Raporda, yüksek fırınların ömrünü uzatmaya yönelik yatırımların ve yeni kömür bazlı tesislerin, sektörün karbonsuzlaşmasının önündeki en büyük engellerden biri olduğu vurgulanıyor.

Türkiye’de 40 Milyon Tonluk Emisyon

İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, Türkiye’de faaliyet gösteren 40’tan fazla ham çelik tesisinin 2021 yılında yaklaşık 40 milyon ton sera gazı emisyonu oluşturduğunu belirtti. Bu rakam, Türkiye’nin toplam emisyonlarının yaklaşık yüzde 10’una karşılık geliyor.

Türkiye’deki çelik üretiminin yüzde 70’ten fazlası hurda bazlı elektrik ark ocaklarında gerçekleştiriliyor. Bu yöntem, kömür bazlı üretime göre daha düşük emisyon oluşturmasına rağmen kullanılan elektriğin önemli bölümünün hâlâ fosil kaynaklardan sağlanması nedeniyle sektörün karbon ayak izi yüksek seviyelerde seyrediyor.

Öte yandan sektör emisyonlarının yaklaşık yüzde 65’inden yalnızca üç entegre demir-çelik tesisi sorumlu bulunuyor. Bu tesislerde henüz kapsamlı bir dönüşüm yatırımının başlamamış olması dikkat çekiyor.

Dursun_Baş

Enerji Verimliliği ve Yenilenebilir Enerji Büyük Potansiyel Sunuyor

Uzmanlara göre Türkiye’deki çelik tesislerinde enerji ve malzeme verimliliği, dijitalleşme, metalurjik optimizasyon ve yenilenebilir enerji yatırımları sayesinde önemli ölçüde emisyon azaltımı sağlanabilir.

Dursun Baş, sektörde ciddi bir azaltım potansiyeli bulunduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu tesislerde malzeme ve enerji verimliliği, metalurjik optimizasyon, dijitalleşme, yenilenebilir enerjiye geçiş ve iyi mühendislik uygulamalarıyla sağlanabilecek emisyon azaltım potansiyeli oldukça yüksek. Ancak bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için bağlayıcı düzenlemeler, etkin denetim mekanizmaları ve güçlü bir kamusal irade gerekiyor.”

Baş ayrıca, üretim kapasitesindeki hızlı büyümenin devam etmesi halinde verimlilik yatırımları yapılsa bile toplam emisyonların artmaya devam edebileceği uyarısında bulundu.

Bağlayıcı Karbonsuzlaşma Planı Çağrısı

İstanbul Politikalar Merkezi’nin yayımladığı “Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi” raporunda da sektöre yönelik önemli öneriler yer alıyor.

Raporda, 2053 hedeflerinin yanı sıra 2030 ve 2035 yıllarını kapsayan bağlayıcı sektörel emisyon hedeflerinin belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca sera gazı emisyonları ve endüstriyel kirleticiler için şeffaf izin, bilgi ve denetim sistemlerinin oluşturulması ile çelik sektörüne özel üretim planlamalarının yapılması öneriliyor.

Uzmanlar, özellikle elektrik ark ocaklarında yenilenebilir enerji kullanımının artırılmasının ve kapasite planlamasının kısa vadede en etkili emisyon azaltım araçları arasında yer aldığını belirtiyor.

Türkiye’nin Rekabet Gücü Yeşil Dönüşüme Bağlı

Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi uygulamalarının devreye girmesiyle birlikte düşük karbonlu üretim artık yalnızca çevresel bir gereklilik değil, aynı zamanda ekonomik bir zorunluluk haline geliyor.

Türkiye çelik sektörünün küresel pazarlardaki rekabet gücünü koruyabilmesi için enerji dönüşümünü hızlandırması, düşük karbonlu üretim teknolojilerine yatırım yapması ve yenilenebilir enerji kullanımını artırması kritik önem taşıyor. Uzmanlara göre karbonsuzlaşma sürecinde atılacak adımlar, hem iklim hedeflerine ulaşılmasını hem de sektörün uluslararası pazarlardaki konumunu belirleyecek.

Mobil sürümden çık