Türkiye, denizüstü rüzgâr enerjisi alanındaki potansiyelini değerlendirmek ve yerli sanayinin bu alandaki rolünü güçlendirmek için önemli bir adım attı. Denizüstü rüzgâr enerjisi yatırımlarına yönelik hazırlanan sanayi envanterinin, 2035 hedefleri doğrultusunda güncellenmesi için çalışmalar başladı. Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA), Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Derneği (DÜRED) ve Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) iş birliğinde yürütülen çalışma, Türkiye’nin offshore rüzgâr enerjisi ekosisteminin güçlendirilmesini amaçlıyor.
Türkiye’nin yaklaşık 75 bin MW seviyesindeki denizüstü rüzgâr enerjisi potansiyeli, enerji dönüşümünde yeni bir dönemin kapısını aralarken, 2035 yılı için belirlenen 5 bin MW kurulu güç hedefi doğrultusunda yerli üretim kapasitesinin artırılması hedefleniyor.
Denizüstü Rüzgâr Enerjisi İçin Sanayi Envanteri Güncelleniyor
ENSİA Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Aygün Anbar, ilk kez 2024 yılında hazırlanan “Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Yol Haritası ve Sanayi Envanteri” çalışmasının güncelleneceğini açıkladı.
Anbar, Türkiye’nin denizüstü rüzgâr enerjisinde henüz başlangıç aşamasında olduğunu ancak güçlü ana ve yan sanayi altyapısı sayesinde katma değer zincirinin her aşamasında yer alabilecek kapasiteye sahip bulunduğunu belirtti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından Saros, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit bölgelerinde ilan edilen ilk denizüstü rüzgâr YEKA aday sahalarının, sektör açısından kritik bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan Anbar, güncellenecek envanter çalışmasının yerli tedarik zincirinin görünürlüğünü artıracağını ifade etti.

2035 DRES Hedefi Potansiyelin 15’te Birine Karşılık Geliyor
Türkiye’nin karasal rüzgâr enerjisinde yaklaşık 16 bin MW kurulu güce ulaştığını hatırlatan Anbar, 2035 yılı itibarıyla bu kapasitenin 45 bin MW seviyesine çıkmasının hedeflendiğini söyledi.
Anbar, denizüstü rüzgâr enerjisinde belirlenen 5 bin MW hedefinin önemli olmakla birlikte, Türkiye’nin keşfedilmiş potansiyelinin yalnızca 15’te birine karşılık geldiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Türkiye’nin toplam kurulu gücü Mayıs 2026 itibarıyla 125 bin 478 MW seviyesine ulaştı. Bunun yaklaşık yüzde 13’ü rüzgâr enerjisinden sağlanıyor. Ancak denizüstü rüzgâr enerjisinde henüz sıfır noktasındayız. 2035 yılında rüzgâr enerjisinde 45 bin MW kurulu güce ulaşacağız ve bunun 5 bin MW’ı denizüstü rüzgâr santrallerinden oluşacak.”
Yerli Sanayi İçin Yeni Fırsatlar Oluşacak
Güncellenecek sanayi envanteri kapsamında;
- Deniz araştırmaları
- Deniz inşaat mühendisliği
- Yüzer temel üretimi
- Rüzgâr türbini üretimi
- Kule üretimi
- Türbin ekipmanları üretimi
- Kompozit üretimi
- Sertifikasyon hizmetleri
- Üniversiteler ve araştırma kurumları
gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin ve kuruluşların yetkinlikleri detaylı şekilde kayıt altına alınacak.
Bu çalışma sayesinde uluslararası yatırımcılar ve proje geliştiriciler için güvenilir bir referans kaynağı oluşturulması ve yerli katkı oranının artırılması hedefleniyor.
İzmir Rüzgâr Sanayisinin Merkezi Konumunda
ENSİA Başkanı Anbar, İzmir’in Türkiye rüzgâr enerjisi sektöründeki kritik konumuna da dikkat çekti.
İzmir’de faaliyet gösteren firmaların, Türkiye rüzgâr endüstrisinin toplam cirosunun yaklaşık yüzde 85’ini oluşturduğunu belirten Anbar, Çandarlı Limanı’nın ve geri besleme sahasının denizüstü rüzgâr enerjisi yatırımlarına odaklanacak şekilde geliştirilmesinin Türkiye’yi küresel ölçekte önemli bir üretim ve ihracat merkezi haline getirebileceğini ifade etti.
Denizüstü RES’ler Karasal Santrallere Göre 10 Kat Fazla İstihdam Sağlıyor
Denizüstü rüzgâr enerjisi santralleri, yalnızca temiz enerji üretimi açısından değil ekonomik katkıları bakımından da öne çıkıyor.
Sektör verilerine göre denizüstü RES projeleri, karasal rüzgâr santrallerine kıyasla yaklaşık 10 kat daha fazla istihdam oluşturabiliyor. Türkiye’nin güçlü tersanecilik altyapısı ise bu projelerde kullanılacak ekipmanların üretimi, montajı ve mühendislik hizmetlerinin yerli imkanlarla gerçekleştirilmesine önemli avantaj sağlıyor.
Bu durum, Türkiye’nin hem enerji bağımsızlığına katkı sunarken hem de yüksek katma değerli sanayi üretimini desteklemesine olanak tanıyor.